Kategoriler
Üyelik Menüleri
Kullanıcı (e-mail adresi)
Şifre
Yeni Üye
Şifremi Unuttum
 
Sadece iPhone, iPod içindir.
Satın almak için tıklayınız »
Sanat Nereye Aittir; Chris Kraus
Türkçesi: Zeynep Anlı

“Belki de Mayıs 1968 olaylarının sağladığı en büyük umut, kamusal yaşamdaki kendiliğindenliğin patlaması ve bunun beraberinde gelen, tüketimcilik oyununun bu geç safhasında bile farklı bir şekilde yaşamanın mümkün olduğu fikriydi. Mitingler ve ayaklanmalar, ulusal politikanın kasvetli sürecini kısa süreliğine sekteye uğrattı. Anlık değişikliklere tabi olaylar ve fikirler, devrimin esrik kozasında meydana geldi. Franco Berardi’nin Ruh İş Başında’daki(The Soul at Work) yerinde gözlemine göre, ‘1968 akımları bilinçli küreselleşmenin ilk olgusuydu’. Gidişatta yapısal bir değişikliğin imkânsız olduğu ortaya çıktı. Geriye kalan şey ise, zamanla ve devrimsel etki/tepkinin çalkantılı debdebesinin dışında, o günlerde doğrudan veya dolaylı olarak solunan, kişisel özgürlüğü geri kazanmaya dair yaygın bir arzuydu. Yeni yaşam modellerine ve ‘normal’ tanımlarına ihtiyaç vardı. Çünkü, barikatlar söküldüğünde, günlük yaşamın yapısı büyük ölçüde el değişmemiş halde kaldı. Felemenk Fluxus sanatçısı Willem de Ridder, 2005’te, kendi savaş sonrası neslini tarif etti: ‘Yetiştirilme tarzımız ölümdü. Babamız patrondu. Katı kurallar vardı. ‘Seks’ sözcüğü tek başına yüzünüzü kızartmaya yeterdi.’ Eşcinsellik tüm dünyada yasadışı kalmıştı. 1965’e kadar Birleşik Krallık’taki evli kadınların kendi adlarına banka hesabı açmaları yasaktı.”

Sanat eleştirmeni, romancı, video ve performans sanatçısı Kraus’tan yirminci yüzyılın ikinci yarısını kapsayan tüm avangard ve aykırı işler için kışkırtıcı bir kılavuz.

 
Caz Felsefesi; Daniel Martin Feige
Türkçesi: Necati Aça

“İşe çok net bir ayrıma işaret eden bir tezle başlayalım: Cazda doğaçlama yapılırken, Avrupa sanat müziği geleneğinde beste yapılır. En azından, caz ile Avrupa sanat müziği geleneği arasındaki esaslı bir ayrımı dile getiren yaygın bir anlayış böyledir. Bu ayrım için sarf edilen kavramları açıklamak yararlı olacaktır. Doğaçlamanın ne olduğunu geçici olarak şöyle tanımlayabiliriz: Müziğin, somut zaman-mekânsal müzikal olay olarak anlaşılan performansın içinde var edilmesi. Çalınan şey önceden tayin edilmemiştir. Buna karşılık, bestenin ne olduğunu şöyle açıklayabiliriz: Yapılan besteden dolayı, herhangi bir performans içinde çalınan şeyin unsurları bu performanslardan önce tayin edilmiş olur. Bu unsurlar, çeşitli performanslar tek bir eserin sunumu olarak teşhis edilebilecek şekilde önceden tayin edilmiştir. Şu halde doğaçlama ile beste arasındaki fark müzikal yaratış süreciyle ilgilidir. Buna karşılık performans ile eser arasındaki fark, doğaçlama ile bestenin ürününü tanımlar. Birincisi meydana getiriş tarzını kast ederken, sonuncusu meydana getirilmiş olanı kast eder. Demek ki bu ayrım uyarınca iki tür performans vardır – bir, doğaçlanan performanslar, bir de, eserlerin icrası olan performanslar. Felsefe jargonunda sonuncu durum, yani eserlerin icrası olan performanslar bakımından denilir ki, eserler icralar tarafından somutlaştırılır. Bunun ardındaki düşünceyi, şunu saptayarak açıklamak mümkün: Bir eserin performans içinde ve performans sayesinde icra edilişiyle olan ilişkisi, doğaçlamanın performans ile ilişkisinden farklı bir şeydir. Deyim yerindeyse, doğaçlama performanstan başka bir şey değildir, öyle ki, aynı doğaçlamadan iki tane olamaz.”

Feige’nin kaleminden cazın kültürel olduğu kadar felsefi köklerine eğilmiş, kapsamlı ve açık bir çerçeve çizen bir caz ve müzik panoraması.

 
Yeni Keşfedilen Yerliler Üstüne İlk Relectio; Francisco de Vitoria
Türkçesi: Ali Dokuzlu

Vitoria’nın gönderme yaptığı De divinis nominibus’un ve Yunanca başka mistik teoloji incelemelerinin yazarı olarak ünlenen kişi (Dionysius Areopagita?) muhtemelen 500’lü yıllarda yaşamış Suriyeli bir rahiptir. Yeni-platonculuğun, özellikle de İskenderiye Teoloji Okulu’nun etkisindeki yazarın, Yeni-Ahit’e göre Atina’da Areopagus tepesinde Paulus’un vaazını dinleyerek Hıristiyanlığı seçen ve ilk Atina piskoposu diye anılan bir filozof (Dionysius) olduğu sanılmıştır. Buna da eserlerinde Paulus zamanında yaşadığını iddia eden Suriyeli rahip yol açmıştır. XV. yüzyılda Nicolaus Cusanus, XVI. yüzyılda Erasmus ve Luther bu konudaki kuşkularını dile getirirler. XIX. yüzyılda ise De divinis nominibus’un neredeyse bütünüyle yeni-platoncu Proclus’un De malorum subsistentia’sından aktarıldığı, dolayısıyla V. yüzyıl öncesinde yazılamayacağı kanıtlanınca, yazarın da Atinalı Dionysius olamayacağı anlaşılır. Adı artık Sahte-Dionysius Areopagita’dır.

Kafa karışıklığını artıran bir başka husus, Saint-Denis rahibi Hilduin’in 835’te yazdığı Passio sancti Dionysii’de III. yüzyılda şehit edilen ilk Paris (o zamanki adıyla Lutèce) piskoposu Saint-Denis’nin Dionysius Areopagita olduğunu iddia etmesi ve bu efsanenin de uzun süre etkili olmasıdır. Dionysius’un adını Aristoteles’le birlikte anan Vitoria, ikinci efsaneye itibar etmiyor gibi görünse de Sahte-Dionysius’u Yunanlı bir filozof sanmayı sürdürmüş olabilir.

 


 

Alış veriş güvenliğiniz için
128 bit SSL kullanılmaktadır.
Web Tasarım: AdaNET